Sürdürülebilir bir çevre ve kalkınma için 2017’de sıkı sıkıya takip etmemiz gereken 6 başlık*

Geçtiğimiz yıl dünya önemli politik değişikliklere tanık oldu: Donald Trump’ın seçimi, “yalan haberler”deki artış ve İngiltere, Filipinler gibi bazı ülkelerde baş gösteren popülist ve anti-küresel hareketler. Bunların çoğu ise ekonomik fırsatlardan yoksun bırakıldığını düşünen belli grupların gün geçtikçe artan kaygılarından tetiklendi.

2017 için sormamız gereken önemli soru: karşımıza çıkan bu engeller daha sürdürülebilir, eşitlikçi bir dünyaya giden yolda sadece bir hız tümseği mi; yoksa çok daha büyük bir krizin alarmı mı?

Washington merkezli Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) başkanı Andrew Steer bu konuya değinerek 2017’de özellikle yakından takip etmemiz gereken 6 başlığın altını çizdi. Bu altı başlığın gidişatı ise emisyon azaltımı, ekonominin iyileşmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın güçlenmesi konusunda nasıl bir performans göstereceğimizi etkileyecek.

WRI Başkanı Andrew Steer Fotoğraf: Bill Dugan/WRI

WRI Başkanı Andrew Steer
Fotoğraf: Bill Dugan/WRI

1)      Trump ne kadar ileri gidecek?

Daha henüz resmen göreve gelmeden, ABD’nin yeni başkanı Trump kabinesine iklim konusuna şüpheci yaklaşımıyla bilinen kişileri seçeceğini belirtti. Bu yeni liderlerin ve aldıkları politik kararların ozon ve metan emisyon standartları, yenilenebilir enerji ile enerji verimliliği standartları ve temiz su düzenlemesi hakkında ne gibi çevresel etkilere sahip olacağını takip etmemiz önem arz edecek.

Temiz Enerji Planı, iklim değişikliği konusunda ABD’nin Paris Anlaşması taahhütleri ve ülkenin 2025 yılına kadar emisyonları yüzde 26-28 oranında azaltma yönündeki ulusal hedeflerindeki belirsizlik ile iklim lideri olarak ABD’nin üstlendiği rol de tehlikeye girdi.

Steer’ın ifadesiyle “Dünyamızı korumak istemenin partizanlıkla herhangi bir alakası yok; hatta esasında genelde bu rolü Cumhuriyetçiler üstlenir. Kanıtı görmeden varsayımlarda bulunmamak gerekir ancak Trump’ın ifadelerinden de anlaşılan o ki ülkemizdeki çevre korumalarından bazılarının içi boşaltılacak.”

Yereldeki liderlerin konuya nasıl tepki vereceğini izlemek ilginç olacak. Daha şimdiden 15 eyalet ve 51 şehir iklim değişikliği konusunda çağrıda bulundu. Federal seviyedeki tehdidin karşısında; bu liderler, kongre üyeleri ve vatandaşlar kendi çalışmalarını hızlandıracak mı?

2)      Fosil yakıtın yeniden doğuşu ile yenilenebilir enerjinin yükselişi karşı karşıya

Trump kömürü geri getirme sözü verdiyse de mevcut ekonomik koşulları hesaba kattığımızda bunu gerçekleştirmesi bir hayli zor gözüküyor.

2008 yılından bu yana ABD kömür sanayisi düşüş yaşıyor; temiz enerji sektörü ise ABD’de istihdam açısından en hızlı büyüyen alanlardan birisi. Karşılaştırdığımızda, rüzgar ve güneş enerjisi hemen hemen kömür ve doğal gaz ile maliyet de dahil olmak üzere pek çok açıdan rekabet edebilir düzeyde. “ABD’de kömürün düşüşe geçmesinin iklim mevzuatıyla neredeyse hiç ilgisi yok; konu tamamen ekonomi ile ilgili” diye belirtti Steer.

Küresel açıdan, planlanan güç kapasitesinin üçte biri hala kömüre dayalı olsa da yenilenebilir enerji yatırımı geçtiğimiz yıl kömür ve doğal gazın iki katına ulaşmıştı. Peki bu büyüme devam edecek mi? Hindistan ve Çin gibi büyük oyuncuların yenilenebilir enerji taahhütleri ile Temmuz’da yapılan G20 Zirvesinin finansal çıktıları kayda değer göstergeler.

3)      Küresel iklim alanında yakalanan ivme devam edecek mi?

Geçtiğimiz yıl 196 ülke Paris Anlaşması’nı imzalandığında uluslararası iklim hareketi için önemli bir aşama olarak tarihe geçti. Suriye, Özbekistan ve Nikaragua hariç tüm ülkeler imzaladı.

Pek çok ülke Paris Anlaşması’nda geçen taahhütlerini sahada hayata geçirmeye başladı. Örneğin 38 ulus ve sekiz kuruluş ulusal iklim hedeflerinde eyleme geçmeyi ve hayata geçirilmesine yönelik çalışmaları ivmelendirmeyi amaçlayan NDC Ortaklığı’na katıldı.

Önümüzdeki yıl daha fazla ilerleme kaydedilecek mi, takip etmek son derece önemli. Takip etmemiz gereken diğer önemli konular ise: Hindistan güneş enerjisine ilişkin büyük hedeflerine ulaşacak mı? Çin ulusal karbon piyasasını başarıyla açacak mı? BM’nin yeni Genel Sekreteri Antonio Guterres, selefi Ban Ki-moon gibi iklim değişikliğini en önemli önceliklerinden biri haline getirecek mi?

4)      Yarınların piyasası

Pek çok firma daha sürdürülebilir olmaya çalışmakla kalmıyor; aynı zamanda bu alanda öncülük de ediyor. İklim değişikliğinin korkunç etkilerinin önüne geçmek için 200’ü aşkın şirket emisyon azaltma hedeflerini, bilimin öngördüğü seviyede belirleyeceğini taahhüt ediyor. 600 şirketten fazlası da ormansızlaştırma faaliyetleri içermeyen tedarik zinciri için çalışmalar yürütmekte ve 84 tanesi de yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynakları kullanacağını taahhüt etti.

Aynı zamanda, yatırımcılar da çevreci, sosyal ve yönetişim unsurlarını dahil ederek fonlarını yönetiyor. Çalışmalar da gösteriyor ki bu üç unsuru işe dahil etmenin geri dönüşlere nötr ve hatta bazen de pozitif etkisi oluyor. Steer eskiden bir örnek vererek “önceden devlet düzenlemeyi yapar, özel sektör de ‘tamam’ der yerine getirirdi; ancak artık tablo değişti ve özel sektör gündemi belirlemeye başladı.” dedi.

Asıl soru ise 2017 yılında da aynı ivme ile devam edecek mi? Sürdürülebilir yatırıma yönelik eğilim, üst düzey yönetici ve yönetim kurulu odalarında da bir baskıya dönüşecek mi?

Takip edilecek karşılaştırmalar arasında acaba daha çok şirket bilimi merkez alan hedef koyar mı ve acaba bu hedefler toprak ve su kullanımı gibi alanlara da yayılır mı soruları da yer alıyor. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda yayınlanması beklenen Business Commission’ın Sürdürülebilir Kalkınma raporuna işletme ve yatırımcıların tepkisi de ilginç olacak.

5)      Bitki temelli gıdanın yükselişi

Başta dana eti olmak üzere et tüketimi çevreyi en çok etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bilhassa büyük baş hayvancılık ormansızlaşmanın en temel sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Dünyadaki tüm büyük baş hayvanları tek bir ülkede toplamış olsaydık, o ülke dünyanın üçüncü en büyük emisyon kaynağı olurdu. 2050 yılına kadar giderek artan nüfusu doyurmak için yüzde 70 daha fazla gıda üretmeye çalışırken bu etkiyi azaltmak ise önümüzdeki en büyük sorun.

Neyse ki başta ABD’de olmak üzere bitki temelli proteine giderek artan bir ilgi var. Amerikalıların dörtte biri daha şimdiden daha az kırmızı et yediğini belirtirken 80’lerde doğan Y kuşağında her 10 kişiden 1’i ya vejeteryan ya da vegan. Etin alternatiflerini araştırmak üzere Tyson 150 milyon dolarlık bir girişim sermayesi fonu başlattı. Farm Animal Risk & Return girişimi, 1.25 trilyon dolarlık bir varlığı temsil eden 42 kurumsal yatırımcı gıda şirketini protein kaynaklarını çeşitlendirerek tedarik zincirlerini gelecekteki bilinmezliklere dair koruma altına almasına yönelik baskı yaptı. Hamburger, tavuk ve köfte tadı veren bitki temelli proteinleri de içeren Beyond Meat ürünlerinin dükkânlardaki satış rakımı 11 bine ulaştı.

Sorulması gereken ise et üreticileri çeşitlilik yaratmaya ve etkilerini azaltacak stratejileri hayata geçirmeye başlayacak mı? Öte yandan bitki temelli protein ile diğer sürdürülebilir alternatiflere yönelik tüketici talebi artacak mı?

6)      Otomobil sektöründeki yenilikçi yaklaşım insanlara ve gezegenimize yardım edecek mi?

Atsız arabaları tamamen unutun. Otomobil sektöründe yeni trend sürücüsüz arabalar. 30’dan fazla büyük şirket otomatik araçlar hakkında test yürütüyor. Bir yandan da Uber ve Çin’deki Didi gibi yolculuk paylaşım hizmetleri on milyar dolar değerine ulaştı. Tüm dünyada ise yollarda bir milyondan fazla elektrikli araç var.

Peki bu otomasyon, yolculuk paylaşımı ve elektrikli araç alanındaki üç trend; arabaların çevre üzerindeki etkisini azaltacak şekilde entegre edilecek mi yoksa silo halinde hareket ederek yollardaki araç sayısını mı arttıracaklar? WRI yönetim kurulu üyesi ve Zipcar’ın eş kurucusu Robin Chase “araçlardan sadece sürücüleri kaldırıp sistemle ilgili geriye kalan her şeyi aynı bırakmak bir felakete yol açar” diyerek görüşlerini belirtti. En nihayetinde günümüzdeki araba odaklı model bağlamında çalışanlar trafikte geçirdikleri zamanla bir yıl içerisinde 8 günlerini kaybediyor. Öte yandan ulaşım, küresel emisyonların yüzde 14’ünden sorumlu tutuluyor.

Bu yeni inovasyonların insan ve toplu taşıma ve bisiklet gibi gezegenimizle dost hareketlilik seçenekleriyle rekabet etmek yerine onları tamamlamaları daha önemli.

Önümüzdeki yıl boyunca bu başlıkların nasıl gelişeceğini takip etmek kolay olmayabilir ama şurası açık ki 2017 yılı kesinlikle hareketli geçecek.

“Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu yıl gerçek bir değişime şahit olacağız” diyen Steer sözlerini şu şekilde devam ettirdi: “Bazı değişiklikler güzel sonuçlara vesile olacak gibi durmuyor; ancak bizim üstümüze düşen bunu yararlar silsilesine dönüştürerek olumlu bir değişime ön ayak olmak.”

 

* Sarah Parsons tarafından kaleme alınan bu yazı, 11 Ocak 2017 tarihinde yayınlanmıştır. “6 Environment and Development Stories to Watch in 2017″ başlıklı yazının orjinalini okumak için: http://www.wri.org/blog/2017/01/6-environment-and-development-stories-watch-2017